
Anlamametmem olarak her daim okurumuzu düşünür, onun menfaatine çalışırız. Bu ilanı yerel bir gazetede bulduk. Şahsi oynayıp kimselere çaktırmadan Kasım Amcanın arazisinin üstüne konabilirdik. Ama habercilik ve kamuya hizmet aşkı galip geldi;
ama…
ama…

Anlamametmem olarak her daim okurumuzu düşünür, onun menfaatine çalışırız. Bu ilanı yerel bir gazetede bulduk. Şahsi oynayıp kimselere çaktırmadan Kasım Amcanın arazisinin üstüne konabilirdik. Ama habercilik ve kamuya hizmet aşkı galip geldi;
Biliyorum bir kadının beyzbol konusunda yazması ilginç. Heyecanlandınız. Ama yanıldınız. Bu benim beyzbol konusunda yazamayacağımın yazısı.
Bir arkadaşım e-maille yavru bir kirpinin fotoğraflarını yollamış ve eklemiş “Dünyanın en güzel yaratığı bu mu acep?”
Bayram dönüşü başlıktaki soru hala geçerli, ama yarayı daha fazla deşmemek için bu muhabbeti kapatıyoruz. Son durak İznik.
Haftabaşında Hamburg’da önemli bir maç oynandı: Türkiye yazarları ile Almanya yazarları bir maç yaptılar. Bu maçın öncesinde “Yazarlarspor”, bazı gazetecilerle desteklenmiş sinema yazarlarından oluşan “Siyadspor”la hazırlık maçı yaptı. 3-3 biten maçın Siyadsporu 2-1 öne geçiren golünü atmak da bu satırların yazarına nasip oldu.
- önemli olan benim gol atmam değil, takımın galibiyeti…
- buradan puan veya puanlarla dönmek istiyoruz…
- lig uzun bir maraton, artık önümüzdeki maçlara bakacaaz…
Bunlar mikrofon uzatılan topçulardan duyduğumuz röportaj klişelerinden birkaçı.
Bir başka neşeli kare Köyceğiz yolundan. Köyceğiz’i burada anlatmaya hacet yok, Çetin Altan’ın Milliyet’teki yazılarını takip edenler orayı sokak sokak biliyor gibidirler zaten.
Efendim ikinci durağımız Ayvalık. Su mevzuundan uzak durmak için denizinden havasından söz etmeyelim. Onlar zaten malum, Ayvalık şehir içinde değilse de civarında, Cunda’da ve diğer adalarda muhteşem bir denize, her daim esintili, tertemiz bir havaya sahip.
Tatillerde su kenarlarına kaçan hemşehrilerine İstanbul “al sana su” der gibi! Başbakanımız da “derenin intikamı ağır olur; dere yatağına bina yaparsak olacağı budur” buyurmuş.
İşte size bir havuz problemi daha: Geçen hafta Cem Karabay adlı dalgıç 135 saat 2 dakika 19 saniye su altında kalarak 120 saatlik sualtında kalma rekorunu kırdı. Beylikdüzü’ndeki derin akvaryum/havuzda bu rekoru gerçekleştiren Karabay, “Bu rekoru Amerika’dan aldık, ülkemize getirdik. İyi konsantre olabiliyorsanız ve bu vatanı seviyorsanız yapamayacağınız hiçbir şey yok” demiş.
Yiğidi öldür, hakkını yeme! Bugün yüzüm sakallı bir şekilde kapısına geldiğim Harbiye Orduevi’ndeki görevli erler, berbere gideceğimi öğrenince
Aile kontenjanından orduevlerine girebiliyorum, yani giriş kartım mevcut. Ama yıllardır bir orduevinin kapısından girmişliğim yok. Sebep 1. Askeri disipline ruhum tepki veriyor, 2. Orduevlerine kotla, sakalla ve kravatsız olarak girilemiyor. Benimse yıllardır kravat taktığım yok. Alerjim var.

Güzel bir tatil dönüşü TEM gişelerinden geçer geçmez akla takılan bu soruyu, İstanbul dışındaki öteki Türkiye’ye ilişkin izlenimlerimizi aktaracağımız yazı dizisine başlık olarak koymayı uygun gördük. Uzatmayalım, niyetimiz gezip gördüğümüzü, ayıptır söylemesi biraz da yediğimizi içtiğimizi anlatmak. Maksat, okurumuzun yolu oralardan geçerse, bizim aklımızın kaldığı güzellikleri, hoşlukları atlamasın, değerlendirsin.