80′li yılların sonu, ortaokula gidiyorum. Freddie Mercury’den anneme kadar herkesin tayt giydiği garip yıllar. Komşumuzun üniversiteye giden bir oğlu var, doğa meraklısı bir adam. Evlerinin bahçesine çadır kurup orada yaşıyor bir yıldan fazla. Kimse de “kardeşim manyak mısın?” demiyor. Biz yeni yetmeler ise Savaş Abinin peşindeyiz. Savaş Abi hayatımda gördüğüm en büyük teybin sahibi. Emin değilim ama, galiba dokuz tane en büyük boy pille çalışıyor. Okul çıkışı Savaş Abi bizi topluyor. Sekiz-on kişi oluyoruz. Teybi sırtlanıyor, içinde de “Kara Şimşek” dizisinin televizyondan tekrar tekrar kaydedilmiş müziği, ilçeyi o halde turluyoruz. Defalarca Savaş Abinin manitasının olduğu sokaktan geçiyoruz. Önde o, arkada bizler, devasa teyp ve Kara Şimşek!
Bugünlerde kimileri partileriyle kimileri geyiğiyle o dönemin ekmeğini yiyerek bol bol gündeme getiriyor. Yine de o yıllardan kalan unutulmuş nesnelerle karşılaşmak mümkün. İşte bu kart da o dönemden bir sanat eseri! Savaş Abi’de aynısının olduğunu çok iyi hatırlıyorum. Cüzdanında sakladığını da! Belki manitasını da böyle tavlamıştır, bilemiyorum!
Bugünkü iletişim olanaklarıyla karşılaştırıldığında ne kadar ilkel kalıyor. Ancak diğer taraftan bir o kadar naif! Tertemiz bir Türkçe ve nezaketin hiç bozulmamış haliyle son derece anlayışlı bir arkadaşlık teklifi. Şimdi beni en çok şaşırtan “Düşünmek İstiyorum” bölümü oluyor. Güzel Kız‘ın düşünmek isteyebileceği bile dikkate alınmış! Bu anlayışı sanırım giderek kaybediyoruz, giderek kabalaşıyoruz.
Anlamam etmem ama ben de düşünmek istiyorum…
