Efendim facebook yaşamımıza gireli 2-3 sene oldu; bu sürede mizahçılarımız da boş durmamış, bol bol facebook karikatürü çizmişler. Takipçimiz Dr. Hakan Bey sağolsun, ilgimize sundu. Biz de bir “sanal facebook retrospektif karikatür sergisi” yapalım dedik:
Feysbuk Retrospektif
Zambo Çiklet Aranıyor
Arkadaşlar biliyorum bizi sulu sepken nostaljik bellediniz, yazılarımızı müzelik buluyorsunuz ama, bakınız herkesin hayatında bir eski tat, bir eski koku aradığı zamanlar oluyor, olacaktır. Görüyorum bizden gençler de forumlarda filan ah nerde o “Yedi Numara” dizisi, “Pokemon” olsa da seyretsek filan diyesi oluyorlar. O yüzden mazur görünüz buradan Zambo çiklete olan özlemimizi ifade etmemi. Kaldı ki biz blogu niye kurduk, aklımıza eseni, kafamızı bozanı, içimizin çektiğini yazmayacaksak, değil mi ama efendim?
İlham Kaynağı: IKEA
Efendim Ikea ülkemize geldiğinde sevindim tabii. Nihayetinde oymalı kakmalı salon mobilyalarıyla büyümüş bir neslin temsilcisiyiz. Onlardan sonra ucuz, pratik, minimalist mobilyalar ilaç gibi geldi. Ayrıca vitrinli takımlarıyla, çekyatlı kanepeleriyle, istikbal ve benzeri mobilyacıların estetik anlayışlarını salonumda misafir etmek istemem. Sanata, tasarıma, yaratıcılığa, kültüründe çok daha fazla yer açmış İsveç’in tasarımcılarına evimi emanet etmeyi tercih ederim. O yüzden bu topraklarda Ikea’ya muhalefet etmek -en azından bu sebepten dolayı- kolay gelmiyor bana. Estetik kirlenmenin gözlerimize perde çektiği bir ortamda Ikea’nın kusurlarını görmek zor olabiliyor; denize düşen yılana sarılıyor.
Sallandıracaksın iki sevgiliyi…
Pekadam’ın satırları bana bir başka güzel yazıyı, Ahmet Tulgar‘ın 6 yıl önce Milliyet’in “Popüler Kültür” ekinde yer alan yazısını hatırlattı. Ahmet de sevgililer gününün bizim topraklarda nasıl ve neden bu kadar çabuk benimsendiğine dair görüşlerini yazmıştı. Kendisinin izniyle aynen iliştiriyorum:
Sallandıracaksın iki sevgiliyi…
Bana Sevgililer Günü’ne ilişkin düşüncemi soranlara, “Sallandıracaksın iki tane sevgiliyi Taksim’de, bak, bir daha kutluyorlar mı” diye cevap veriyorum. Şaka tabii. Ama itiraf etmeliyim ki, bu yıl artık iyice çığrından çıkıp daha geçen aydan başlayan, çılgınlık değil, resmen ‘Sevgililer Günü deliliği’ beni ciddi ciddi öfkelendiriyor.
Sevgililer Günü
Bir düşündüm bu sevgililer günü başımıza ne zaman musallat oldu, yahut ne zaman musallat edildi diye, tam bilemedim. 10 sene, 15 sene? 20 sene yoktur bile. Yani kabaca tüketim toplumu haline gelişimize denk, pek aziz Valentin’in gününü yurtiçinde ve yurtdışındaki temsilciliklerimizde törenlerle kutlamaya başlamamız.
“Evlenme Hastalığı”
Arkadaşlar önümüz sevgililer günü. Fırsattan istifade evlenme teklifi yapmayı veya teklif kabul etmeyi düşünenlerimiz varsa, aşağıdaki satırları okumadan harekete geçmesinler:
Besin Piramidi Tepetaklak
Geçen hafta kitapçıda, dergi, kitap karıştırırken karşıma çıktı: “Taş Devri Diyeti”. Yok diyet kısmı değil de taş devri kısmı yakaladı beni. Bir bakayım diye elime aldım, bırakamadım. Sayfaları karıştırdıkça kitap daha ilginçleşmeye başladı. Diyet hakkında genelgeçer tezleri bilimsel araştırmalarla çürütmesi, ilaç şirketlerine, gıda tröstlerine giydirmesi isyankar damarımı kabarttı, aldım. Okudukça şaşırdım, şaşırdıkça okudum.
Cannes değil Kar Festivali
Cannes (Kan) Film Festivali’ni bilirdim de, Kar Festivali’ni bilmezdim. Meğer Japonlar Sapporo kentinde 60 senedir kar festivali yapıyorlarmış. 1950 yılında 6 liseli 6 tane kardan heykel yapmış. Gençler her sene bu heykellerden yapmaya devam etmişler.
Yeşilçam’ın “Godzilla”sıyla Röportaj
Dersimiz için sinemaya uzun yıllar emek vermiş birisiyle röportaj yapmamız gerekiyordu. Bunu vesile bildik, Yeşilçam’ın emekçisi, yılların set görevlisi “Godzilla”yla görüşelim dedik. Kendisi bu isteğimizi kabul edince çok sevindik.
Reklamın Reklamı
Reklam sevmeyiz. Adbusters (Reklam Avcıları)’nın manifestosunu da biz çevirdik Türkçeye (reklama girmesin aman). Yine de zeka ürünü, incelik ürünü, hoş bir reklam gördük mü hakkını teslim ederiz.
Biri Bize Çakıyor!
Maraton programını mı kesmişler, Erman hocayı mı programdan kesmişler anlayamadım, zaten anlamametmem fitboldan ama bugünlerde memleketin en büyük meselesi buymuş meğerse. Sayfa sayfa yazılıyor çiziliyor, tartışılıyor filan, neymiş diye Erman Toroğlu’nun dediklerine baktım.










