Üsküdar-Eminönü vapur yolculuğunda eski bir arkadaşa rastladım: Limon sıkma makinesi. Satıcısı bu ünvanı layık görmüş alete. Alet mi? Ne desem bilmiyorum ki, zamazingo en yakışanı aslında. Mutlaka rastlamışsınızdır, hani şöyle küçük bir huni şeklinde, küçük keskince bir ucu, onu takip eden bir ızgara bölümü, ardından yivli bir kısım ve sonunda büyük ağzı olan plastik zamazingo. Böyle tarif edince dev bişeymiş gibi geliyor, toplasan on santimlik bir zamazingo işte. Vapurdaki tarifle anlatacak olursak, evinizdeki limonu alıp, sağına soluna değil, üst veya altına makinemizi yerleştirip yavaşça, radyomuzun düğmesini çevirir gibi vidalıyoruz. Makinenin geniş ağzı limonun tepesinde kalana dek bu işlemi sürdürüyor ve makineyi limona monte ediyoruz. Sonra limonu sağından solundan, okşar gibi, hafifçe sıkıyoruz. Bu noktada satıcı yanındaki çay bardağına çıkan suyu döküyor ve dertsiz tasasız, kirsiz passız, taze vitaminli limon suyunu izleyenlere gösteriyor. Sonra yine okşuyoruz limonumuzu, hadi biraz daha limon suyu. Limonu kullandık ama atmıyoruz, kaldırıyoruz dolaba, sonra yine mi limon istedik, çıkartıyoruz, bir okşuyoruz, yine fışır fışır mis gibi limon suyu. Eskiden yoktu, şimdi makinelerin ağzına bir de kapak uydurmuşlar, kapağı takıp limonla beraber makineyi dolaba sorunsuzca kaldırabiliyoruz. Teknoloji yerinde durmuyor tabi. “Vatandaş, bu mucize makinenin hediyesi de sadece 1 TL”. Adi plastikten, 5 kuruş maliyeti anca vardır, bunca yıldır satılıyor olmasına rağmen baktım yine kapış kapış gidiyor. Çocukken İstanbul’a bir başıma gezmeye geldiğimde, vapurda bu aleti ilk kez görmüş ve bana bu gezi için izin vermiş olan anneme teşekkür mahiyetinde sevine sevine almıştım. Bütçeme de çok uygundu doğrusu, iki tanesi bilmem kaç kuruş. İstediğin rengi seçiyorsun üstelik. Biri limona monte etmeye çalışırken kırılmış, diğeri limonun asidini yiyip ikinci seferde çıtır çıtır dökülmüştü. Fakat internetten baktım şimdi, bunun çelik melik olanları var ve basbayağı profesyonel bir mutfak gereci olduğu anlaşılıyor. Hatta gavurlar buna citrus trumpet diyorlarmış. Narenciye trompeti ha, alemsiniz vallahi. Limonu güzel okşarsan Miles Davis gibi soloya geçiyor alimallah. Herneyse, bizim vapur tanıtımlarında gösteriyi taçlandıran iki hareket var, birincisi limon sıkma işlemi bitince limonu yarıp millete içinde damla su kalmadığını göstermek, ikincisi limon suyuyla dolan çay bardağını isteyene ikram etmek. Bazen isteyen çıkabiliyor, beleşe vitamin meraklısı amcalar gibi, olmazsa da satıcı kendi hüpletip ıyyyşşhh diyerekten vapurun öteki bölümüne geçiyor. Velhasıl alem bişey şu limon sıkma makinesi, yaşanası bir deneyim. Bu arada, uzun süredir vapur satıcısı ve dilencisi kirliliğini önlemiş olduğu için takdirimizi kazanmış olan İDO’nun yeniden bu ticarete göz yummaya başlamış olduğunu kaydederek lafımızı da sokalım. O işin de suyu çıkar yakında.
Limon Trompet Solo
3 Responses to “Limon Trompet Solo”
-
Hahaha, ne komik yazmışsınız hocam.
-
Plastik olanından görmüşdüm buzdolabında limona iliştirilmiş bir şekilde,ama yitip gitti sanırım yok ortalıkda.
