I. Turgut Uyar şiir yarışmasını “Buz” isimli dosyasıyla Osman Özçakar kazandı. Anlamametmem olarak iftihar ettik. Osman Özçakar blogumuzun sadık okuyucularındandır. Biz kendisini stor perde işleriyle iştigal eden halim selim, genç ve yakışıklı bir insan olarak tanırdık. Ama genç, güzel ve de şairmiş üzerinize afiyet. Dünyamızın şiirsiz döndüğü, şiire hayattan el çektirildiği bir dönemde, o storların arkasına gizlenip kendi içine doğru dizeler biriktirirmiş meğer. Turgut Uyar yarışması şairin ilk kitabının basılmasına vesile olacak. Özçakar’ın kitabıyla buluşmadan evvel, ilk kez bir şiirini burada yayımlamaktan da mutluluk duyuyoruz. Şairin özel izniyle, ayrıcalıklı anlamametmem okurları için:
Turgut Uyar Şiir Yarışması Sonuçlandı
Baldıra Bastı
Geçende gazetede gördüğüm küçük bir yazıyı, her ne kadar gündemin yoğunluğu ve kasveti buna elvermiyorsa da, affınıza sığınarak burada biraz büyütmek istiyorum. Olay biraz şaka gibi dursa da esasında üzerinde durulmayı ve ciddiye alınmayı hak ediyor. Efendim, DDB reklam şirketinin Yeni Zelanda ofisi bir cinlik düşünmüş ve Superette giyim zinciri için hazırladığı çalışmada, yaz sezonunun yaşandığı Auckland’in alışveriş bölgelerine, oturanın baldırına denk gelecek şekilde kabartma harflerle ve tersten “Superette şortlarında indirim” yazılı özel banklar yerleştirmiş.
Anadolu’nun İsyanı
Hidroelektrik santrallerine(HES) karşı eylemler “Anadolu’yu Vermeyeceğiz” başlığı altında internette örgütlenmiş; “Anadolu’nun İsyanı” isimli filmleri de bir süredir sanal alemde çoğaltılıyor. Görmeyen kaldıysa diye sitenin linkini verelim:
Kaçan Kurtulur
Bunlar iyi günlerimiz. Dünkü (pazar) Hürriyet’te üşenmedim saydım, çoğu tam sayfa olmak üzere toplam 12 adet “rezidans”, tower, site, vs. ilanı vardı. Kentin çeşitli yerlerinde yüzlerce, hatta binlerce konutluk yerleşim komplekslerinin ilanları bunlar. Hele bir de şehrin göbeğinde gökdelen şeklini alanlar var ki tamamlandıkları zaman yaratacakları trafiği tahmin etmek için şehir ve bölge planlama okumuş olmak gerekmiyor.
Anlarsın Ya!
Doğrudur, burası hedonist bir blog. Sazdır cazdır, yemektir içmektir, atlettir dondur, paşa keyfimiz ne isterse onu yazıyoruz. Etliye sütlüye karışıyoruz ama suya sabuna pek dokunmuyoruz. Hayatta şahsi rahatımıza ne batıyorsa ona laf ediyoruz en çok; Türkiye’nin meselelerinin ucu ancak bize dokunduğunda bozuk atıyoruz. Yoksa yaptığımız kendi aramızda eğlenmek, rahatlamak, muhabbet etmekten başka birşey değil. Bu yüzden daha ötesini anlamam etmem dedik en baştan. Ama, altına küçücük bir “ama” şerhi düştük, anlamam etmem ama…
Hayallerimizden Vazgeçtik, Gerçeklerimize Dokunmayın!
Bu mecrada yazdığım önceki yazımda, biraz da romantik bir yaklaşımla, futbol yayıncılığına değinmiştim. Hatta biraz da abartarak (hoş şu anda abarttığımı düşünmüyorum ama) neredeyse yirmi yıl önce başlayan maç yayınlarının ticarileşmesinin kitleleri futboldan kopma noktasına getirdiğini söylemiştim. Dört sezonluk yayın bedelinin 321 milyon dolara ulaştığı bir pazarda izleyici olmanın pek mümkün olmadığı ve ne yazık ki, izleyicilerin “tüketici”lere dönüştüğü bir gerçektir. Dolayısıyla televizyondan maç izlemek de bir “zengin işi” haline gelmiştir.
Şimdi de İçlik Sorunsalı
Müjdeler olsun, anlamametmem’in iç çamaşırdan sorumlu devlet bakanı oldum. Olmuşumdur yani. 2-3 tane don yazısı yazdık ya, okur gerisini bekliyor, hani nerde devamı diye posta kutumuza mesajlar atıyor. Bir okurumuz da oldukça üşümüş olmalı ki, içlik için bize danışıyor. Arkadaşımızın affına sığınarak mektubunun ilgili bölümünü aynen ekliyorum:






