Doğrudur, burası hedonist bir blog. Sazdır cazdır, yemektir içmektir, atlettir dondur, paşa keyfimiz ne isterse onu yazıyoruz. Etliye sütlüye karışıyoruz ama suya sabuna pek dokunmuyoruz. Hayatta şahsi rahatımıza ne batıyorsa ona laf ediyoruz en çok; Türkiye’nin meselelerinin ucu ancak bize dokunduğunda bozuk atıyoruz. Yoksa yaptığımız kendi aramızda eğlenmek, rahatlamak, muhabbet etmekten başka birşey değil. Bu yüzden daha ötesini anlamam etmem dedik en baştan. Ama, altına küçücük bir “ama” şerhi düştük, anlamam etmem ama…
Bugünlerde Türkiye’de olan biteni anlayıp etmeyecek bir hal kalmadı artık. Her şey olanca açıklığıyla ortada ve olanca hoyratlığıyla uygulanır oldu. Bu gidiş, bugün Türkiye’nin gerçek meselelerine dair yazıp çizen, araştıran soruşturan, bu ülkenin herkes için daha yaşanılası bir yer olması için didinen gazetecilerin özgürlüğüne kast etmekle kalmaz; bizim gibi sürdürmekte olduğu daha yaşanılası hayatların ve mevkilerin ılımanlığına sığınmış, sanal köşelerde bol keseden atmanın tadını çıkaran hedonistlere de gelir vurur yarın. O yüzden bu pazar yazısını, bu haftalık aşka meşke, çiçeğe böceğe değil de suya sabuna ayırmak durumundayız. Bugün anlamam etmem demiyoruz; anlamayana Ahmet Şık’ın içeri alınırken dediğini hatırlatıyoruz: Dokunan yanıyor!
