“Şifre filan yok diyorum sana, neden inanmıyorsun” diye fısıldadı en tatlı, en ikna edici ses tonuyla. Çok yakınımdaydı, nefesini sırtımda hissediyor, ürperiyordum. “Ama bulmuşlar, gazeteler, televizyonlar yayınlayıp duruyorlar” diyecek oldum, “velev ki var, ama sehven yapılmış, kasıt yok” dedi. O kelimeyi duyar duymaz irkildim, bütün vücudumu bir titreme sardı, baş edilmez bir istekle döndüm ona doğru: “Bir daha söyle nolur, doyamıyorum bunu senden duymaya”. “Sehven, canım benim, sehven” diye yanıtladı hemen yumuşacık bir sesle, kelimenin tadına varırcasına ağzına eze eze. Sonra, söylediklerinin üzerimdeki etkisinden emin, çapkınca bir gülüşle dudaklarıma doğru eğildi. Elimi ağzına götürdüm hemen, durdurdum bu hamleyi, o kadar kolay teslim alamazdı beni. “Kopya olmadığına nasıl emin olacağım, birmilyonyediyüzbin kişiden birine bile ayrıcalık yapılmadığına nasıl inanayım” diye sordum. Gözlerinden belli belirsiz bir ışık geçti, kollarımdan tuttu, sertçe kendine çekti. Sıcaklığını üzerimde duyuyordum artık, kalp atışlarım hızlanmış, göğsüm heyecanla inip kalkmaya başlamıştı. “Seni küçük aptal, cumhurbaşkanı, başbakan, milli eğitim bakanı, hükümet sözcüsü, hepsi tatmin oldu, sana ne oluyor bakalım” dedi hafif kızgın ve alaycı. Güçlü kolları teslim almıştı vücudumu, nefesi tenimi yakıyor, küçük öpüşleri boynumda, omuzlarımda dolaşıyordu. “Yürüyorlar ama, isyan ediyor çocuklar, aileler” dedim. “Hepsine mektup gönderdik, anlattık, sorun kalmadı. Hem bilmez gibi konuşma, ideolojik şeyler onlarınki, tertip var arkasında, istesek salarız üstlerine bizim çocukları ama yapmıyoruz” diye cevapladı soluk soluğa. Kendinden emin, ne istediğini bilen tavırları sinirimi bozsa da başımın dönmesini engelleyemiyor, onun çekim alanından çıkamayacağımı hissediyordum. Son bir gayretle “savcılık soruşturması bitmeden sonuçları açıklamak doğru oldu mu peki” diye sordum. Ateşli gözlerini gözlerimin içine dikti, “Ne yapsaydık, sınavı iptal mi etseydik, adaletten olumlu sinyaller aldık, derhal açıkladık. Yorgan gitti, kavga bitti işte” cevabını verdi bir solukta. “Peki ya bir gün 130 puan ertesi gün 430 puan alan çocuklar, haremlik selamlık sınav salonları, eksik sayfalar, şıksız sorular?”. “YÖK başkanı, tarihte yapılan en ciddi sınav diye övüyor, senin aklına neler geliyor. Aşkım, bırak bunları, bizi düşün, anı yaşa, sev beni”. Yakarışlarına karşılık vermekten başka seçeneğim kalmamıştı sanki. Sevgiye susamış hali bana dokunmuştu. Üstelik, krizi iyi yönetememiş olsa da herkesi tatmin etmeyi bilmişti pekala. Bir şeyler olmalıydı onda. Keşfetme isteğiyle baktım yüzüne, tutkuyla kendime doğru çektim. Dudaklarımız buluştu, susmuştum artık, kendimi onun iktidarına bırakmıştım. Başka çarem yoktu.
Neden sonra, yaşadıklarımızın esrikliğine sigaralarımızın dumanı karışıyorken sokuldu ve sordu: “Söyle bana aşkım, tatmin oldun mu?”. Bıyıkları kulağımı gıdıklıyordu. “Oh, evet” dedim, “evet, sehven evet!”.
